18 Nisan 2009 Cumartesi
ERGENLİK BELİRTİLERİ
Ergenlik ( Adolesan ) çağı bir stres çağıdır. Büyüme ve gelişme ön plana çıkmış, bazı hastalıklara dayanıklılık artmıştır. Üst solunum yolu hastalıkları, tüberküloz gibi enfeksiyonlara dayanıklı olmak için uygun beslenme, düzenli uyku gereklidir. Bu devrede kifoz, skolyoz gibi iskelet sistemi bozuklukları daha sık görüleceğinden, oturma ve duruş bozuklukları olup olmadığına daha fazla dikkat edilmelidir. Tiroid bezinde büyüme, anemi, obesite ve zayıflık gibi beslenme ile ilgili bozukluklarda dikkatli olmak lazımdır.
www.turkpdr.com
Kimlik Kuramları
Erikson-Psikososyal Gelişim Kuramında Kimlik Kavramı: Erikson’un ego gelişimini beşinci evresi kimlik duygusuna karşı rol karmaşasıdır. Ego kimliği, bireyin geçmiş deneyimlerinin, daha sonraki evrelerde zorlayıcı biçimde artan ve çeşitli sosyal rollerin içinde egonun uyumsal işlevleriyle yeniden harmanlanmasıdır. Ego kimliği duygusu ego kimliğinden alınan süreklilik (continuity) ve aynılık (sameness) algısıdır.
Bu aynılık ve sürekliliğe olan güven başkalarının gözünde de doğrulanmalıdır. Bireyin kimlik duygusunun, cinsel, mesleki, toplumsal, etnik, ideolojik açıdan tanımlanmaya ve kabul görmeye gereksinimi vardır. Bu sosyal kimlik duygusunu oluşturur. Bireyin içinde bulunduğu toplumda bir yer edinmesi, rollerini ve değerini tanıması sosyal kimliğin özünü oluşturur. Birey yaşamındaki önemli alanlarda anlamlı bağlar (commitment) kurmalıdır ve sosyal kimliği bu bağlar oluşturur. Sosyal kimlik, bireyin günlük yaşamda değişen rollerinde (evlat, eş, baba) aynılığı kavramasıdır (Marcia 1993).
Bireyin geçmiş deneyimleri ve özdeşimleri ile şimdiki deneyim ve özdeşimlerinin bileşimine Erikson kişisel kimlik demektedir. Yazara göre sosyal kimlik ve kişisel kimlik ego kimliğinin bileşenleridir. Erikson ergenliği yeniden yapılanma (reconstruction) olarak görür, bu nedenle de kimlik duygusunun kazanılmasında en kritik evreyi ergenlik kabul eder. Erikson kimlik oluşumunu nesne ilişkileri açısından içe atımlar-özdeşimler-kimlik oluşumu olarak üç aşamayla açıklar. Yazar içe atımı kısaca, bir başkasının imgesinin ilkel içe alımı olarak tanımlar ve içe atım düzeneğini yaşamın erken dönemlerinde yer alan bir nesne ilişkisi biçimi olarak görür. Özdeşim kavramı, toplumsal roller ve bunların tanınmasıyla ilişkilidir. Yani çocuk çevresindeki bireylerin üstlendikleri rollerin farkına vardıktan sonra, bu rollerle özdeşim yapar. Yaş ilerledikçe üstlenilecek olan toplumsal rollerin üst-üste dizilişini, yani hiyerarşisini öğrenir ve bu rollere hazırlanır. Kimlik oluşumu, yalnızca öz imgelerinin değil, egoda saklanan rol imgelerinden oluşan özdeşimlerin de kaynaştırılmasıdır. Kimlik oluşumunda özdeşimlerin seçici olarak özümlenmesi ve bazılarının atılması gereklidir. Bu özümleme ile aynı zamanda ego ideali netlik kazanacaktır. Kuramcı kimlik oluşumunun aşamalı-oluşum (epigenesis) gösterdiğini vurgulamaktadır.
Psikososyal Gelişim Kuramı’nda ergenlik döneminde yaşanan psikososyal kriz kimlik krizi adını almıştır. Erikson’a göre ego kimliği dış uyaranlarla bağlantısı önemlidir ve ergenlik döneminde birey yaşadığı fiziksel ve psikolojik gelişim nedeniyle yoğun bilgi uyaranına maruz kalmaktadır. Bu durumda, bu bilgilerin organizasyonu güçleşir ve kimlik duygusunda sorunlar ortaya çıkar.
Kimlik Krizi yaşantısı Erikson’a göre 4 şekilde sonuçlanabilir:
1.Kimlik duygusunun kazanılması (identity achievement): bireyin yaşam alanlarındaki bağlantılarını (commitment) yapmış, yolunu belirlemiş olması.
2. Askıya alma (moratorium): Birey bağlantı yapmayı erteler, kesin bağlantılar yapmadan önce bazı kimlik örüntülerini deneyerek araştırma yapar. Ergen, yetişkinlik sorumluluklarını almaya geçişte bir tür hazırlanma ve zaman kazanma dönemi seçer.
3. Kimlik karmaşası (identity confusion): ergen güçlü travmalarla karşılaşıp, toplumsal hoşgörüyü bulamazsa karmaşa yaşar. Bu klinik belirtiler gösteren psikolojik bir durumdur (Erikson 1984).
4. Kimlik Dağınıklığı (identity diffusion): kimlik karmaşasının daha da ağırlaşmış ciddi psikiyatrik hastalık olarak görülen halidir.
5.Ters kimlik (negative identity): kimlik karmaşası yogun olan ergen bu rahatsızlık duygusundan kurtulmak için, toplumsal beklentilerin tam karşıtı olan rolleri ve idealleri benimser.
James Marcia-Kimlik Durumları (Statüleri) Kuramı (identity status)
Kimliği ölçülebilir ve gözlenebilir özelliklerini ön plana çıkararak ele alan kuramcı J. Marcia’dır. Kuramcı kimlik duygusunun işevuruk (operational) tanımını ortaya koymuştur. Kimlik yapılanmasını dinamik bir süreç olarak değerlendirmekte; öz-nesne ayrışması ile başladığı ve ileri yaşta son bulduğunu vurgulamaktadır.
O’na göre temel olarak iki yaşam alanı-ideoloji ve kişiler arası ilişkiler- vardır. İdeoloji alanında; dini inançlar, politik seçimler, meslek seçimi, felsefi yaşam biçimi, kişiler arası ilişkiler arasında; arkadaşlık, flört, cinsiyet rolü, boş zaman uğraşısı gibi yaşamsal alanlar tanımlanmıştır. Bireyin bu yaşam alanlarında kimlik tanımlamalarını yaptığı ve kimlik duygusunun bu alanlardaki davranışlarla görülebileceği sayıltısı Marcia’nın görüşlerinin temelini oluşturur.
Marcia’nın kuramında, kimlik şekillenmesinin, iki boyutu mevcuttur. Birincisi, yaşam alanlarında, çeşitli alternatifler arasında seçim yapabilmek için yaşanan yoğun sorgulama süreci- seçeneklerin araştırılması (exploration of alternatives)- dır. Bu yaşamsal alanlarda, alternatifler arasında bir karara varma ve bu kararın gerektirdiklerini yerine getirme ise ikinci boyut-bağlanma (commitment)-dir. (Marcia 1993).
Marcia yaşam alanları ve kimlik şekillenmesinin iki boyutunu göz önünde bulundurarak dört ayrı kimlik statüsü tamamlanmıştır (Marcia 1993):1. Başarılmış Kimlik Statüsü (Achievement): yoğun bir araştırmadan sonra yukarıda tanımlanan yaşam alanlarında kalıcı bağlanmalar yapılmıştır.
2. Askıya Alınmış Kimlik Statüsü (Moratorium): Yoğun bir araştırma yapılmıştır ama herhangi bir bağlanma yapılmamıştır.
3. İpotekli Kimlik Statüsü (Foreclosure) hiçbir araştırma yapılmadan yakın çevredeki otorite figürlerinin (ana-baba, geleneksel beklentiler) birey için önerdiği ya da planladığı beklentileri karşılayan bağlanmalar yapılmıştır.
4.Dağınık Kimlik Statüsü (Identity Diffusion): Ergen yoğun bir araştırma yapmış fakat hiçbir bağlantı gerçekleştirememiştir veya bağlantı yapmak için hiçbir araştırma yapmamıştır.
Marcia (1993) başarılmış ve askıya alınmış kimlik durumlarına üst kimlik durumları, ipotekli ve dağınık kimlik statülerine alt kimlik durumları olarak tanımlar.
KİMLİK DUYGUSU
Kimlik çok çeşitli bağlamlarda kullanılan bir kavram-ego kimliği, öz kimliği, kişisel kimlik, grup kimliği, ulusal kimlik, cinsel kimlik, kültürel kimlik, mesleki kimlik ve başkaları. Bunların hepsi bireyin kimlik duygusunun değişik yanlarını oluştursa da bu duygunun kaynağına inmek açısından anahtar kavram ego kimliğidir (ego identity).
Dereboy (1993) kimlik duygusu ve bileşenlerini şöyle açıklar: “kimlik duygusu, bireyin kendini birey olarak benzersiz ve kendine özgü bir tarz içinde varolduğunu ve bu tarzın süreklilik gösterdiğini duyumsayışıdır” Kimlik duygusu belirli yaşantıların bileşimidir:
1.Özün (self) zaman içindeki aynılık ve sürekliliği: çocukluktan bu yana dış görünüşümüz, düşünce ve davranışlarımız değişmekte olsa bile biz hep aynı insan olarak kaldığımızı duyumsarız. Bocalama içindeki hastalar, çocukluklarını kendi geçmişleri olarak algılamakta zorlandıklarını belirtirler. Öyle ki, kimi hastalar çocukluk resimlerine baktıklarında resimdeki çocuğun kendileri olduğunu bildiklerini ama öyle hissedemediklerini, ya da kendilerini o çocuğun büyümüş hali gibi düşünmekte güçlük çektiklerini dile getirmektedirler. Yani kendi geçmişine yabancılık hissetmektedirler.
2.Özün roller içindeki aynılık ve süreklilik yaşantısı: günlük yaşantımızda sürekli olarak değişik ortamlar ve insan ilişkileri içinde farklı rollerde oluruz. İçine girdiğimiz değişik roller arasında derinden derine bir tutarlılık ve özümüze uygunluk olduğunu duyumsarız. Bocalama içindeki gençlerin başta gelen yakınmaları arasında, her ilişkide bir başkası olmak ve hangi ilişkide gerçekten kendisi olduğunu bilememek gelir. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak bu gençler, davranışlarının sahte olduğunu, sürekli rol yaptıklarını ve kendileri olamadıklarını düşünürler.
3.Özün başkaları önündeki aynılık ve süreklilik yaşantısı: insanlarla farklı ilişkiler kurarız. İlişkilerimizde inişler-çıkışlar olur. Yine de ilişki kurduğumuz insanların hepsinin biz de aynı insanı tanıdıklarını düşünürüz.
4.Kendi yolunda yürüyor olma yaşantısı: bireyin seçtiği ve yürüdüğü yolun kendi yolu olduğunu algılaması, yöneldiği geleceğin özüne uygun olduğunu duyumsaması.
Kimliğin bu temel bileşeni birbirinden kesin sınırlarla ayrılamaz ve birbirleriyle ilişkilidir.
Öz İmgesi (self-image) ve Nesne İmgesi (object-image) ile Tasarımları (representation)
Bilinçdışımızda tüm etkileşimlerimizin kaydının tutulduğunu ve yaşamımızdaki önemli insanlar için de özel dosyalar açıldığını söyleyebiliriz. Örneğin annemizle ilgili bir anne imgesi yani daha genel deyişle “nesne imgesi” oluşmaktadır. Tabi ki bu nesneler sadece görüntü değil nitelikleriyle anlam ifade eden imgelerdir. Eğer annemiz bizi olumlu bir davranış nedeniyle kutluyorsa “seven beğenen anne imgesi” olarak kaydedilecektir. O andaki kendi görüntümüz de “sevilen, beğenilen, kıvanç duyan, iyi ben” olarak kaydedilecektir. Buna da öz imgesi (self-image) diyebiliriz. Yani öz imgesi bir yönüyle ilişkiler sırasında belirlenmektedir. Durmadan yenilenen öz imgeleri eskisiyle karşılaştırılır. Bütün görüntüleri üst üste getirip, hepsinden bir iz taşıyan tek ve genel bir görüntü yaratmaya çalışır. Çevremizdeki insanlarla etkileşimden kaynaklanan öz imgelerimizin bilinç dışı harmanlanması ile oluşan genel görüntüye öz tasarımı (self-representation) denir. Aynı şekilde, çevremizdeki insanların herbirinin beynimizde oluşan harmanlanmış görüntüsü de nesne tasarımı (object-representation) olarak adlandırılır. Tabi ki sadece bunları ilişkiler belirlemez.
Öz imgelerinin genel olarak bilinçöncesi olması, bunların harmanlama sürecinin bir de bilinçli yanı olduğunu düşündürür. Kişinin, kendisine ilişkin bu bilinçli algısını öz kavramı (self-concept) olarak anabiliriz. Bilinçdışında kullanılan harç birincil süreç düşünce (primary process thinking) iken, bilinçte kullanılan harç ikincil süreç düşünce (secondary process thinking) dir. Öz kavramı daha çok bilişsel psikoloji alanında kullanılır. Yani insanın bilinçli olarak kendisini algılaması ve kendi üzerinde düşünmesidir. Erikson (1968) kişinin kendisi üzerine bilinçli algısı ve düşüncesini “Ben” olarak adlandırılır. Aynı sekilde bilinçli düzeyde algılanan nesne imgeleri ise nesne kavramı olarak adlandırılır. Kişinin beynindeki nesne tasarımları ve nesne kavramları topluca o kişinin iç nesnelerini (internal objects) ya da nesne dünyasını (object world ) oluşturur.
Kişinin kendisinin biyolojik, ruhsal ve toplumsal özellikleriyle kendi beyninde oluşmuş görüntüsü öz (self) olarak adlandırılır. Bize kendini nasıl gördüğünden söz eden bir insan öz kavramını ortaya koymaktadır. Kendini kötü ve değersiz gördüğünü ifade eden bir hasta öz kavramını aktarmaktadır. Biz özü derin olarak hisseder ve dolayısıyla “ben” diyebiliriz ki buna öz duygusu (sense of self) denir. Öz duygusu; kendi bedenimiz içinde kendimiz olarak varolduğumuzu duyumsayışımızdır.
Öz imgelerin ve nesne imgelerinin bilinçdışında biribirinden ayrıştırılması gerekir. Öz duygusu kimlik duygusuna göre daha temel bir yaşantıdır. Öz duygusunu olmadığı yerde kimlik duygusundan bahsedilemez.
Beynin bilinçdışı etkinliği psikanalitik alanda “ego” dur. Egonun temel işlevi yaşantıları gözlemek ve sentezlemektir.
Ergenliğe girişle birlikte öz imgeleri arasındaki çelişki daha keskin biçimde algılanmaya başlanır. Buda gencin kendisini tutarlı bir kişi olarak algılamakta zorlanmasıdır. Olumlu ve olumsuz öz imgelerinin kaynaştırılması ile öz kimliği oluşturulur. Yani kişinin kendisini olduğu gibi kabul edebilmesidir. Kimlik duygusu egonun yaşantılarını gözleyici ve örgütleyici işlevlerinin ürünü olarak görülmelidir (Erikson 1968). Ego kimliği terimiyle anlatılmak istenen, egonun kimliği değil; egonun işlevselliği sonucu yaratılan ve sürdürülen kimlik duygusudur.
Nesne İlişkilerinin İçselleştirilmesi (internalization)
Burada özdeşim (identification), içe-atım (introjection), yansıtma (projection) ve içe-alım (incorporation) kavramları da ele alınmalıdır. Mahler’e göre 5.nci ya kadar bebek , annesini kendisinin dışında bir varlık olarak değil; kendisinin bir parçası olarak algılar. Bu evre sembiyotik dönem olarak adlandırılır. Bu dönemde öz ve anne imgeleri ayrıştırılamaz. Daha sonra ayrışma-bireyselleşme süreci başlar. 3 yaşına kadar büyük kısmı tamamlansa da yaşam boyu sürer. Ayrılma ve bireyselleşme yönündeki ikinci büyük atılımın gençlik çağında kimlik oluşumuyla birlikte gerçekleştiği söylenebilir.
Nesne ilişkilerinin içselleştirilmesi ile özdeşim oluşur. Çocukta sevdiği insanlara benzemek, onlar gibi olmak arzusu varlığını sürdürmektedir. Bunun etkisiyle, o insanların benimsediği özelliklerinin kendisinde bulunduğunu düşler. Bu düşlemler, çocukta gerçekçi öz imgelerine ek olarak arzulanan öz imgelerinin (wishful self-images) doğmasına neden olur.
www.turkpdr.com
Ergenlikte Kimlik Kavramı ve Gelişimi
Ergenlik başkalaşım (metamorphose) ve dönüşüm (mutation) demektir. Ergenlik döneminde birey hem bedensel, hem ruhsal, hem de toplumsal alanda değişime ve dönüşüme uğrar.
Ergenlik dönemi bireyin, farklı yaşam alanlarında “ben kimim?” sorusuna yanıt aradığı, yaşam içinde yürüyeceği yolu çizmeye başladığı bir evredir. Bu süreç “kimlik şekillenme” (identity formation) sürecidir ve ergen bu temel görevini yerine getirirken birçok sorun ve karmaşayla yüzyüze kalacaktır. Bu öyle bir evredir ki literatürde ve kuramlarda ergenlik stres ve karmaşa dönemi olarak betimlenmektedir.
Ergenlik terimi ile eşdeğer kullanılan terimler adolesan, puberte ( latincede puberscere: yani kıllarla kaplanmak), gençlik ve juvenil dir.
Ergenlik psikolojisi konusunda bugünkü anlamıyla, bilimsel diyecebileceğimiz ilk çalışmayı yapan ve Adolesence adlı kitabı yazan G. Stanley Hall’a göre ergenlik yeniden doğuş dönemdir. Hall, filogenetik (türün evrim içinde gelişimi) ile ontogenetik (bireyin yaşam süreci içinde gelişimi) gelişimi simetrik kabul eder. Hall, ergenlik dönemini insan yavrusunun, toplumun bir bireyi olacak şekilde uygarlaşma dönemi olarak görür. Fransız psikanalist Françoise Dolto da ergenliği ikinci doğum olarak tanımlar ve dönemde bireyin kırılgan olduğunu belirtir.
S. Freud’a göre ergenlik Ödipal çatışmanın yeniden yaşanmasıdır. Çocuğun 3-5 yaşları arasında yaşadığı Ödipal çatışma, dürtülerin bastırılması, cinsel kimliğe ulaşılması ve toplumsallaşmaya yönelik ilk adımların atılmasıyla çözümlenir. Ergenlik döneminde bu çatışma, biyolojik dürtülerin güçlenmesiyle yeniden ortaya çıkar ve yeniden bir toplumsallaşma süreci yaşanır.
Anna Freud ergenliği “fırtına ve stres dönemi” olarak tanımlarken ergenliği çelişkiler dönemi olarak görür. Peter Blos’a göre de ergenlik “ikinci ayrılma-bireyselleşme” dönemidir. Nesne ilişkileri kuramcılarından Jacobson’a göre ise bu evre “yas dönemi”dir. Anne-babadan ayrılma sürecinin ergende yas benzeri bir durum ortaya çıkardığı ve yasın çözümlenmesinin ego ideali gelişiminde önemini vurgular.
Kişiler-arası (interpersonal) ilişkiler kuramının öncüsü olan Sullivan, ergenliği cehenneme benzetir. Fakat son dönemlerde yazarlar ergenlik döneminin yaşamın diğer dönemlerinden daha stresli ve sorunlu olmadığını görüşünü savunmaktadırlar (Offer ve ark. 1990).
Ergenlik dönemi bilişsel-gelişimsel kuramda (Jean Piaget) “Soyut İşlem Evresi” içinde yer alır. David Elkind (1979) bilişsel gelişim içinde, ergenlerin soyut düşünme yeteneğiyle çocuklardan farklı biçimlendikleri benmerkezciliğe dikkat çekmektedir.
Ergen gelişiminin çok boyutlu olması (biyolojik, psikolojik ve toplumsal) ergenliğin sınırlarının net bir şekilde belirlenmesini engellemektedir. Yaş olarak bu süre genelde 12-21 yaş arası kabul edilmektedir (Marcia 1980).
Ergenlik kimlik şekillenmesi (identity formation) için temel evredir.
Ergenlik Döneminde Düşünce ve Zekanın Gelişmesi
www.turkpdr.com
Ergenlik Döneminde Ortaya Çıkan Duygusal Değişiklikler
Gençlik döneminde ortaya çıkan ve her genç için normal kabul edilen duygusal değişiklikleri şöyle sıralayabiliriz:
1. Yalnızlık isteği; 12-13 yaşlarına rastlayan bu dönemde evin etkinliklerine de karışmak istemez ve de bir süre kendini yalnızlığın içinde bulmak ister.
2. Can Sıkıntısı; Erinlik döneminde ergen, çocuklukta daha önce zevkle oynadığı oyunlardan, isteklerden, yaptığı görevlerden bıkmış ve toplumsal eylemlerden kendini çekmiştir. Bu etkinlikleri aptalca karşılayan ergen kendini can sıkıntısı içinde bulur.
3. Toplumsal Zıtlık; Ergen çevredekilerin etkinliklerine katılmakla kalmaz, her an kavga ve saldırıya hazır bir durumda, onların neşe ve huzurlarını engellemeye çalışır. Evle çatışma halindedir. Ailesindekileri beğenmez, kızar, alay eder. Huzursuzluk merkezi gibidir. Zıt gider, tartışmaya hazırdır.
4. Otoriteye Karşı Direniş; Kız ve erkek çocukların ana babalarıyla olan çatışmaları 13 yaşlarında en üst noktaya ulaşır. Anneler çocuklarla daha uzun süre beraber olduğundan ve daha çok işlerine karıştığından onlara karşı direniş daha çoktur.
5. Karşı Cinse Yönelmiş Zıtlık; Kızlar karşı cinsle olan zıtlığı, erkeklerden daha çok yaşarlar. Kızlarda erkeklere karşı küçük düşürücü davranışlar ve nefret daha sık görülür.
6. Duygululuğun Artması; Karamsarlık, asık suratlılık, ufacık bir nedenle ağlamalar bu dönemin duygululuğu sonucu olmaktadır. Hiç bir şeyden hoşnut olmamak, her söyleneni kendine yönelik bir eleştiri gibi almak ve alınmak bu dönemin davranış özellikleridir.
7. Kendine Güvensizlik; Genç, yaşamının akışındaki duygusal dalgalanmalar içerisinde, bir an kendini kısa bir süre için güvensiz olarak hisseder. Bu kendine güven eksikliği, kısmen bedensel dünyasında meydana gelen değişiklikler sonucu oluşan fiziksel direncinin azalmasından, kısmen de üzerindeki toplumsal baskıdan ve eleştiriden ileri gelir.
www.turkpdr.com
ERGENLİK
Ergenlikte Ortaya Çıkan Fiziksel Değişiklikler
Ergenlik gerek fiziksel gerek duygusal değişimlerin çok hızlı yaşandığı bir dönemdir. Püberte (erinlik) dönemi ergenlik döneminin başlangıcıdır. İnsanın cinsiyet özelliklerini kazandığı gelişim dönemidir. Vücutta ve hormonlarda değişikliğin ortaya çıkışıyla bu dönem başlamış olur. Ergenlik belirtilerinin görülmesinden iki yıl önce her iki cinsin de hormonları yoğun bir hazırlığa başlamıştır. Kızlarda ve erkeklerde püberte ve adolesan döneminde androjen ve östrojen hormonları birlikte etkili olurlar. Çocukluk döneminde hem östrojen hem de androjenler böbrek üstü bezleri tarafından küçük miktarlarda üretilirler. Pubertede her iki cinste de görülen ilk endokrin olay gonadotropinlerin salgısının artışıdır. Bunun sonucunda, kızların overlerinde folikül gelişimi, erkeklerin testislerinde tübül gelişimi görülür ve östrojen ile androjen hormonlarının üretimi gerçekleşir. Her iki hormon her iki cinste de gelişir.
Bireyin erinlik döneminde olduğuna karar verebilmek için en önemli 3 temel ölçüt;
1. Ay hali, gece boşalmaları,
2. İdrarın kimyasal analizinde, erkeklerde meni, kreatin ve androjen, kızlarda ise östrojenin ortaya çıkması,
3. Kemik gelişiminin röntgenle saptanmasıdır.
Erinlik yaşı genellikle kızlar da 8-13, erkeklerde 9-14 yaşları arasındadır. Bu dönemde görülen fiziksel değişimleri her iki cinste ayrı ayrı verecek olursak,
ERKEKLER
· Testis büyümesi
· Genital bölgede pubis kıllarının görülmesi
· İlk ejekulasyon (Penisten mayi ve spermin atılımı, boşalması)
· Jinekomasti (bir miktar göğüs büyümesi olup genellikle geçicidir.)
· Puberteden yaklaşık 2 yıl sonra koltuk altı ve yüzde kıllanma
· Ter bezleri gelişimi ve yüzdeki kıl deliklerinin büyümesi erkeklerde daha belirgindir.
· Boy ve kiloda artış ile larenks (gırtlak) gelişimi sonucu sesin çatallaşması. (Bu değişimlerin en hızlı olduğu dönem 14 yaş olup, ortalama 12-17 yaşları arasındadır. Boy değişiminin büyük kısmı erkeklerde kızlardan daha sonra görülür.)
· Pubik kıllanma dikey olarak karına ve yanlamasına baldıra yayılır. Omuz genişliği artar.
KIZLAR
· Meme tomurcukları ve areola genişler.
· Koltuk altı kıllanma erkeklerden daha önce başlar. Ter bezi ve por (delik) gelişimi erkeklerden daha az belirgindir.
· Kilo ve boy artışı erkeklerden iki yıl önce görülür. Kızlarda püberte sonrası boy artışı erkeklerden daha azdır.
· Pubik kıllanma yatay olarak alt abdomene (karın) ve uyluğun medial (iç) yüzlerine yayılır. Meme başı koyulaşmış ve areoladan dışarıya doğru projekte olmuştur.
Ergenlik belirtilerinin başlaması ile birlikte hormonların etkisiyle de boy uzamasında belirgin bir hızlanma görülür. Ergenlik başlangıcında erişkin boy uzunluğunun yaklaşık %80’i, 2- 4 yıl içinde erişkin boyun % 99 una erişir. Boy büyümesi ergenliğin son evrelerinde giderek yavaşlayarak kızlarda 16-18, erkeklerde 18-20 yaşlarında durur. Erkekte omuzlar genişler, kalça dar kalır; kızlarda ise tersi olur. Kalça ilerdeki doğum olayına hazırlık olmak üzere genişler.
Fiziksel Değişikliklerin Duygu ve Davranış Üzerindeki Etkileri
Ergenlikteki fizyolojik değişikliklere karşı duygusal tepkiler çok çeşitli yönlerden incelenmiştir. Genellikle kabul edilen bu değişiklikler sırasında gencin dikkatinin ve enerjisinin kendine dönük olmasıdır. Genç bedeninde meydana gelen hızlı değişiklikleri çoğu kez bedenine karşı “bir yabancılaşma” olarak algılamaktadır. Yüzünü, bedenini merak eder, nasıl bir yüzü oldu, nasıl bir bedeni oldu, nasıl bir kol adalesi oldu, bütün bunları ve kendisini çok inceler. Dikkati daha çok bedenine yöneliktir. Enerjisi giyimine, güzel bir kız mı, yakışıklı bir erkek mi olduğu üzerinde yoğunlaşmıştır.
Hızlı büyüme ve bedendeki değişiklikler, yorgunluk ve huzursuzluk gibi belirtilerle kendini gösterir. Bu dönemde toplumsal sorumluluk ve görevlerin eklenmesi yorgunluk ve sinirlilik halinin daha yoğun şekilde ortaya çıkmasına neden olur. Genç bu yükleri çekecek kadar güçlü değildir.
Fiziksel değişikliklerin davranış ve duygular üzerindeki genel etkilerini şöyle sıralayabiliriz:
Çalışma isteksizliği; Büyüme bütün enerjiyi çekmekte, başka yerlerde enerji kullanımı düşmekte ve bu da gencin çabuk yorulmasına neden olmaktadır. Bu yüzden de gencin eski çalışma isteği eskisine oranla azalır.
Ahenksizlik; Erinlik başlayıp da bedende hızlı bir büyüme ortaya çıkınca hareketlerde ve dengede ahenksizlik belirir. Ergende bir ağırlaşma ve sakarlık görülmeye başlar. Fiziksel büyüme yavaşladıkça, ergen beden oranlarının yeni hızına gittikçe daha fazla uyum gösterir hale gelir.
Huzursuzluk; Bedeni ve ilgileri farklılaştıkça, genç yeni ilgiler ve uğraşlar arayacak ve durmadan değişik işlere girişecektir. Büyüyen bedende fiziksel huzursuzluk da vardır. Uzun süre bir yerde oturamaz. Bu fiziksel gerginlik onu dolaşmaya iter.
Cinsiyetle Fazla Uğraşma; Cinsiyet organlarındaki büyüme ve bu büyümenin yarattığı duygular çocuğun ilgisini bu bölgelere çeker. Mastürbasyon erkeklerde 13-14, kızlarda 10-12 yaşlarında üst noktadadır. Ayrıca aşırı çekingenlik ve çok sık hayal kurmalara da bu dönemde rastlanır. Kızlar bu dönemi erkeklerden daha zor geçirirler. Bunun nedeni ise bu evreye erkeklerden daha önce girmeleri ve toplumsal kısıtlamalara erkeklerden daha fazla boyun eğmeleri nedeniyledir.
www.turkpdr.com
17 Nisan 2009 Cuma
ERGENLİK DÖNEMİ…
Oldukça uzun ve dengeli bir davranış döneminden sonra çocuk ansızın dengesiz ve düzensiz bir evre olan ergenlik döneminin eşiğinde kendini bulur. Ergenlik dönemi Özlem duyulan bir yaşam dilimi olmadığı gibi, gelişmekte olan çocuk için de yaşanması oldukça zor bir evredir. Bu evre, gence hiçbir şey anlatamadığımız için. anlaşma çabasının yoğun olarak sürdürüldüğü bir dönem şeklinde açıklanabilir.
Ergenlik konularındaki çalışmalarıyla tanınan Stanley Hall, hızlı ve belirgin değişikliklerin bu dönemde yer aldığını, b evrede çocuğun tümüyle yeni bir kişiliğe büründüğünü ileri süren Hall’a göre bu değişiklikler cinsel olgunluk sonucu, yani biyolojik kaynaklıdır. Hall bu dönemi bir “fırtına ve gerginlik evresi olarak tanımlar. Ona göre, bu evredeki genç duygusal dengesiz önseziden yoksun bir bireydir.
Ergenin duygusal dünyasında hızlı çelişkiler dikkatimizi çeker. Yalnızlıktan duyulan hazzın yanı sıra, bir gruba katılma özlemi, yetişkini hor gömme, ama ona dayanma: endişe (anksiyete) ve umutsuzluğa karşın geleceğe coşkuyla yöneliş bu evrenin belirgin çelişkili duyguları arasında savılabilir. Ergenin duygusal tepkilerini etkileyen başlıca faktörler sağlık durumu, zeka düzeyi, cinsiyet, okul başarısı ve sosyal kabul düzeyidir. Özellikle sağlık koşuluyla duygusal tepkiler arasında önemli bir ilişki vardır. Kötü sağlık koşulları aşırı duygusal kılabilir. Çevresinin istediği biçimde davranmak ve duygularını gizlemek için ergen içine kapanır. Ergenin kontrol altında tuttuğu duyguları çoğunlukla sosyal grup tarafından hoş karşılanmayan korku, öfke ve kıskançlık gibi duygulardır. Ergenlikte çok görülen sertlik ve kabalık gibi davranış biçimlerinin ardında, diğer insanlara duyulan ilgi azlığı ve sadece kendi düşünce ve fikirleriyle ilgilenme gibi nedenler bulunmaktadır. Karamsarlık, gerçekle ilgili çatışmalar, kişisel üzüntü ve şüphelerin sonucunda meydana gelir. Güvensizlik duygusu ve çevrenin takdirini kazanma arzusu gencin başarısızlıklarını ve motivlerini incelenmesine yol açar ki, bunun sonucunda da genç kendini yetersiz bulduğunda içine çekilebilir. İşte bu tür farklı etkenler, gencin duygusal dünyasında dengesizliklere neden olurlar. örneğin, bir gün önce çok neşeli görünen genç, diğer bir gün üzüntülü ve içine kapanık olabilir.
Oyun arkadaşları tarafından kabul edilmek, sevilmek gereksinimini duyan ergen bu isteğini bir takım yollarla ifade etmeye çalışır. İstek ve gereksinimleri olumlu alarak karşılandığında mutlu olur. Aksi halde endişelenir, öfkelenir, kıskanır. Böylece heyecanlar temel iç itilim ve gereksinimlerle ilişkili olmakla birlikte, onlarla eşanlama gelmez.
Okula başladıktan sonra ergenliğe kadar heyecan biçimleri giderek arttığı ve farklılaştığı görülür. Gelişim süreci içinde heyecanı oluşturan nedenlerin de farklılık gösterdiği dikkatimizi çeker. örneğin, ilk çocukluk döneminde öfke sık sık oyuncakla ya da güncel olaylarla ilgili çatışmalardan doğarken, ergenlik döneminde öfkenin nedenlerinin başında sosyal etkenlerin geldiği görülür. Ergen böyle bir öfke ortamına, kendini rahatsız eden ya da kendince saçma olan nedenler yüzünden girer. Birçok araştırıcı, ergenlik döneminde yüksek bir duygusallık görüldüğü noktasında birleşmektedir. Bu evrede duyguların şiddet kazandığı görülür. Bu dönemde duygular ergenin tüm yaşamında etkili olurlar. Küçük bir kırıklık ergenin yakın çevresindeki ilişkilerini doğrudan etkiler. Duyguların şiddetlenmesi sonucu gerginliğin doğurduğu belirli alışkanlıklar görülür. Bu alışkanlıklardan en yaygın olanı iyi uyum sağlayamayanlarda görülen tırnak yeme alışkanlığıdır. Gerginlik azaldıkça ve genç dış görünüşüne önem vermeye başladıkça, tırnak yemede de belirgin bir azalma görülür.
Üniversite öğrencileriyle yapılan bir araştırma, sinirliliğin doğurduğu alışkanlıkların şu dört türde olduğunu gösterir:
1.Ağızla ilgili (başparmağı emme, tırnak yeme, dudak emme veya ısırma)
2.Burunla ilgili (burun kaşıma),
3.Tüylerle ilgili (saçı bükme veya çekme),
4.Yüzle ilgili (yüze elle dokunma, yüzü elin üzerine dayama).
Ağızla ve yüzle ilgili olan alışkanlıkların en sık rastlanan türde alışkanlıklar olduğu saptanmıştır. Ergen çoğu kez can sıkıcı ölçüde bedeninin bilincindedir; onu incelemek, yeniden tanımak ve başkası üzerinde yapacağı etkiyi tasarlamak için aynanın önünde saatler geçirir. Bu çağ, utangaçlık duygusunun ve (eleştiriye yol açacak bir biçimde) dikkati çekme korkusunun yoğun olarak görüldüğü dönemdir. Bu evrede küçük kusurlar son derece büyütülür ve bunlar kişinin tüm bilincini kaplar.
Her yaşta uyum, duygusal gerginliği de beraberinde getirir. Çünkü yeni durumlara uyum, hem zihinsel, hem de hareketle ilgili davranışlarda bir değişikliği gerektirir. Ergen, çocukluk dönemindeki alışkanlık ve fikirlerinin artık kendisi için yetersiz olduğunu görür. Duygusal gerginlik yerleşmiş olan bu alışkanlıkların yerlerine yenilerinin kazanılması sonucunda ortaya çıkar.
Çevresel ve toplumsal faktörler ergende güvensizlik duygusu yaratır ki, bu da duygusallığa neden olur. Aile içindeki duygusal ve sosyal etkileşim açısından başarılı bir çocukluk dönemi geçiren birey ergenlik dönemi sorunlarını daha kolaylıkla çözebilir. Çocukluk yıllarında çocuklarıyla arkadaşça bir diyalog kurmayı başaran anne babalar, bu diyalogu ergenlik döneminde de sürdürmekle, genç için gerekli olan rehberlik işlevini yerine getirmiş, olurlar.
Kuşaklar arasındaki farklı duyuş ve düşünüş nedeniyle, anne baba ve ergen arasında, yeterli düzeyde dostça bir ilişki kurulamamaktadır. Bunun sonucu olarak da, davranışlarından dolayı, kendisine çocuk muamelesi yapılan genç, yer yer isyan etmektedir. Sosyal baskıyla oluşturulan güvensizlik ve şüphecilik duyguları, yerine, gence bir kişiliğe sahip olduğu hissettirilmeli, işinde ve sosyal yaşamında arzularını yetenek ve gereksinmelerine uygun bir biçimde gerçekleştirebilmesine yardım edilmelidir. Yeni bir çevreye uyum her yaşta zor olmakla birlikte, ergenlik döneminde uyumun daha da güçleştiği görülür. Bunun başlıca nedeni, ergenden kısa bir süre içinde birçok yeni çevreye uyum göstermesinin beklenmesidir.
www.turkpdr.com
